Bu soruya cevap vermek çok da kolay değil. Şöyle düşünmek gerekiyor: Tatil yapılan tekneler genellikle 3 kabin ya da 4 kabin olarak sunulur. Bu da teknelerde 3 ailenin, 3 arkadaşın ya da 3 çiftin birlikte tatil yapabilmesi anlamına gelir. Haftalık tekne kiralama fiyatları genellikle bu hesap üzerinden yapılır. Tek bir kabinin parasını ödediğinizi düşündüğünüzde aslında tekne tatili, otel tatilinden daha pahalı değildir.
Ülkemizi ziyaret eden Rusların tekneleri kalabalık gruplar olarak kiraladığını görüyoruz. Böylece tüm masrafları bölüşüyorlar ve kişi başı düşen rakam çok daha az oluyor. Bizim ülkemizde de tekneleri arkadaş grubu olarak kiralayanlar için aynı şey geçerli. Fakat tekneyi başkalarıyla paylaşmak istemiyorsanız, ailenizle ya da tek bir çift olarak geçirmek istiyorsanız tabii ki teknede diğer tatillere kıyasla biraz daha pahalı olacaktır.
Ayrıca, tekne kiralama firmaları marina masrafı, bakım masrafları gibi pek çok ek maliyetle yüz yüze oldukları için bu maliyetleri tekne kiralama fiyatlarına yansıtırlar.
Tekne tatilinde diğer tatillerde yaşamadığınız pek çok farklı deneyim yaşarsınız. Hiç kimselerin olmadığı ıssız koylarda yüzebilirsiniz, tertemiz sulara atlayabilirsiniz, yelken deneyimi yaşayabilirsiniz, farklı bir dünyaya ait pek çok bilgiyi edinebilirsiniz. Bu açılardan baktığınızda harcadığınız paranın karşılığını kesinlikle alırsınız.
Özetlemek gerekirse, eğer siz de bir tekne tatiline düşünüyorsanız, yakın bulduğunuz arkadaşlarınızla diğer ailelerle ortak bir organizasyon yaparak tekneyi ve masrafları bölüşebilirsiniz. Yakın bile olsa başkalarıyla kısıtlı bir mekanda bir hafta boyunca paylaşacak olmak bazı insanlar için çekici gelmiyor. Fakat bizim deneyimlerimize göre tekne tatillerinde insanlar birbirlerine çok daha yakınlaşıyorlar, çünkü birlikte özgün bir deneyim yaşıyorlar. Hatta birbirini hiç tanımayan insanlar, uzun sürecek dostlukları bu tatillerde inşa ediyorlar.
Tekne ile tatil yaptıktan sonra diğer tatil anılarınız gerçekten zayıf kalacak. Yaptığınız tatil uzun bir süre en iyi tatil listenizin başında yer alacak
Denizci olmak için çok fazla kriter gerekmiyor ama iyi bir denizci olmak için bazı beceriler ve kişilik özelliklerine sahip olmanız gerekiyor.
Pek çoğumuz bu işlere sonradan giriyoruz belli bir yaştan sonra heves ediyoruz. Babadan atadan denizci olan çok fazla kaptan arkadaşımız yok etrafımızda. Zaten bu önemli bir kriter de değil ama, belli bir yaşın üzerinde bu işlere girince örneğin 30'undan 40'ından sonra, kendimize bazı soruları sormamız gerekiyor.
Çünkü 30-40 yaş demek, iyi veya kötü bazı alışkanlıkların artık kişiliğimizde oturmuş olması demek. Gençler iyi olmadıkları konularda kendilerini geliştirme istek ve kararlılığı bulabilirler. Alışkanlıkları çok güçlü değildir ve değiştirebilirler. Ama ilerleyen yaşlara gelip tekneciliğe heves etmiş biri bazı şeyleri hesaba katması gerekir.
Bu iş size göre mi? Ya da bu işlere girmenin zamanı mı? Yelken eğitimlerinde öğrenilebilecek şeyler ama eğitmenlerin size öğremeyeceğiz bazı şeyler de var. Bunlar değiştirilmesi zor olan alışkanlıklarımız ve kişisel özelliklerimiz. Bu işe başlamadan önce kendinize sormanız gereken birkaç soruyu derledik
El becerileri olan biri misiniz?
En önemli konulardan biri bu. Bazıları bir çiviyi çakarken bile acemice yapar. Eline yakışmıyor denir. Belli bir yaştan sonra bu durumu tersine çevirmek çok kolay değil. Ama denizcilikte el becerilerine çok ihtiyacınız var. Eğer bu konuda zayıfsanız herkesten daha çok antrenman yapmalı ve kendinizi geliştirmelisiniz.
Yön duygunuz var mı?
Bu bazı insanlarda olmayan bir özellik. Ne demek yön duygusu. Gittiğiniz yerlerde kuzeyi güneyi doğuyu batıyı algılayabiliyor musunuz? Bir haritaya gittiğiniz yöne göre tersten baktığınızda kafanız karışıyor mu? Ne var bunda diyeceksiniz ama bunu yapamayan çok insan var. Nereden geldik, hangi yöne döndük, hava hangi yönden gelecek, dalga nereden gelecek gibi önemli konular hep yön duygumuzla ilgili.
Hesap kitap işlerinde iyi misiniz?
Hesap kitap derken para pul hesabından bahsetmiyoruz. "Yol= hız x zaman" gibi temel bazı matematik hesaplardan bahsediyoruz. Çünkü seyir planlama demek sürekli bu hesapları yapmak, mil, knot, zaman dönüşümleri, bazı enlem, boylam hesapları, malzeme ölçüleri gibi bazı rakamsal işleri hızlıca yapabilmeyi gerektiriyor. Temel matematik olmazsa kaptanlık zor zanaat.
Ölçü demişken.. Teknik konulara yatkın mısınız?
Eski tekne yeni tekne hiç farketmez her tekne çocuk gibi sürekli bakım ister. Bazen motor, bazen arma sorunları, bazen elektronik sorunlar. Bunlarda uzman olmasanız bile teknik konulara biraz yatkınlığınız olması gerekiyor.. Yatkın olursanız bilmediğiniz konuları çok hızlı öğrenirsiniz.
Kirli işlere girişebilir misiniz?
Bu teknik konuları marinalarda ustayı çağırıp halledebiliyorsunuz ama denizde seyirde her an başınıza yağlı kirli sorunlar gelebilir. Hemen kolları sıvayıp tıkanmış bir tuvaleti açabilir misiniz mesela?
Kendi işinizi kendiniz mi halledersiniz yoksa birilerine ihale etmeyi mi seversiniz?
Bazılarımız ya yaptığımız meslekten ötürü, ya yetiştirilme tarzımızdan ötürü ya eş durumundan dolayı hizmet almaya çok alışmışızdır. Biri alır getirir, biri hazırlar, biri servis eder. Yerinden kalkmaya üşenen biriyseniz bu iş pek size göre değil. En azından yelkenli işi size göre değil. Tabi ki bir motoryatta personelinizle mutlu olabilirsiniz.. Ama iyi bir kaptan olabilir misiniz o tartışılır.
Yemek yapabilir misiniz?
Yine biraz evvelki konuya geliyor ama, bazı arkadaşlarımız var, kimse yemek hazırlamazsa yemek yemez mesala. Çünkü mutfaktaki işleri beyni red deder, öğrenemez ya da mutfağa girmek istemez. Ama teknecilikte her zaman dışarılarda yeme şansı olmuyor. Komplike yemekler yapamasanız bile makarna bile haşlayamayan biriyseniz teknede işiniz zor.
Konformist misiniz?
Yelkenli dünyası, suyun elektriğin bol bol olmadığı, yattığımız duş aldığımız yerlerin çok geniş olmadığı bir dünya. Tabi herşey bol bol geniş geniş olsun diyorsanız ya daha üst segment tekneleri düşünebilirsiniz ama önemli olan sizin konforlu olmayan şartları nasıl karşıladığınız. Çünkü konforun sınırı yok. Fazla konformistseniz her tekne sizi bir gün darlayacaktır.
Kendi başınıza zaman geçirebilen biri misiniz?..
Yalnız kalmak bazıları için çok zordur. Mutlaka yanlarında birileri olsun isterler. Tek başlarına kaldıklarında çok sıkılırlar. Bu durum teknecilikte sık başa gelen bir durumdur. Teknenizde biri olsa bile uzun seyirlerde herkes bir tarafa çekildiğinde siz kendi başınıza geçirdiğiniz zamandan keyif alabilir misiniz?
Sakin ve sabırlı biri misiniz?
Denizcilik dünyası sizi sinirlendirebilecek pek çok dış etkenle doludur. Yan tekneden gelen müzik ya da kahkahalar sizi delirtir mi? Teknede biri birşey kırıp döktüğünde içiniz ferah kalır mı? Başka biri yüzünden pervanenize halat dolansa sakin kalabilir misiniz? Eğer zor durumlarda sakin kalmak yerine fevri ve öfkeli davranıyorsanız, kalpleri kırıp sonradan "beni de böyle kabul" edin diyorsanız bu işi hiç yapmayınız. Tabi ki sinirli biri de iyi bir kaptan olabilir ama ne denizciliğe tad verir ne teknedekilere..
Paylaşmayı sever misiniz?
Buna hemen tabi ki dediğinizi duyar gibiyim. Denizcilik dünyadan uzak bir hobi gibi gözükse de deniz komşuluğun en fazla yaşandığı yerlerden biri.. İskelelerde komşunuz yanı başınızda. Koylarda 20-30 metre ileride bir başka komşu bağlı. Bazen bir şişe içecek paylaşılıyor bazen de o yeni aldığınız gıcır gıcır tornavida takımını komşunuza vermeniz gerekiyor.
Sukuneti sever misiniz yoksa hep hareket mi istersiniz?
Teknenizde uyandığınızda, bazen gün boyu bazen tüm gece herşey sakin olur. Ya da 10-12 saat süren bazen günler süren seyirler yapmanız gerekebilir. Bazı insanlar hep bir aksiyon içinde olmak ister ama teknede çoğu zaman denize atlamaktan daha büyük aksiyon bulamazsınız. Arasıra deli deli yelken yapsanız da işin büyük kısmı sükunettir. Eğer bu sakinlikten hoşlanmıyorsanız teknecilik size biraz zor gelebilir.
İş hayatınız ne durumda?
Hala hergün bir dükkana fabrikaya ofise gitmeniz gerekiyor mu? Hayatınızın büyük bir kısmı hala iş ise, arasıra tekneye çıksanız bile kendinizi geliştirme şansı bulamayacaksınız. Kafanız işinizde olacak ve çoğu zaman denize doymadan işinize dönmeniz gerekecek.
Çocuklarınız var mı? Büyüdüler mi?
Küçük çocuklar ve teknecilik biraz zor bir konu. Çocuğun teknede geçirdiği zaman değil tabi. Çocuklar bu dünyayı seviyor ama okulları var. Pek çok kaptan arkadaşımız hayatlarını doğal olarak çocukların okuluna göre düzenlemek zorunda kalıyor.
Evli misiniz?
Evlilikle teknenin ne alakası var demeyin? Teknecilik için bekar olmanız gerekmiyor tabi ama iyi bir evliliğiniz olması gerekiyor. Her evlilik iyi evlilik değildir malum. Eşinizle en ufak şeyden birbirinize parlayacak bir geçmişiniz varsa tekne tüm bu geçmişi sürekli su yüzüne çıkaracak tartışma alanları ile doludur. Teknede sürekli yeni kararlar vermeniz gerekir. Verilen kararlar her zaman ortak olmaz. Diğerinin kararı hoşuna gitmese bile uyum göstermek kolay beceriler değil. Eşinizle dar bir alanda birbirinizden sıkılmadan uzun süre zaman geçirebilmeniz önemli.
Denizcilik de diğer her konu gibi kendimizi eğitebileceğimiz geliştirebileceğimiz bir konu. Yukarıdaki konulardan bazılarında iyi bazılarında kötü olabilirsiniz. Denizcilikte en önemli konu aslında yeni oluşan şartları anlama, uyum gösterme ve değişebilme yeteneğinizdir. Denizcilik teknik konular kadar iyi ve uyumlu bir insan olmayı da gerektirir.
Bugün sizi çok özel bir teknenin güvertesine, Göcek’in o sakin koylarından Marmaris’in hareketli sularına uzanan, bol sohbetli ve biraz da iştah açıcı bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Ama bu seferki seyrimiz alışılmışın biraz dışında; yelkenleri değil, gücü ve konforu ön plana alan bir Power Katamaran ile yoldayız. Altımızda Fountaine Pajot’un MY6 modeli var. Hızlı, dengeli ve gerçekten "ben buradayım" diyen bir tekne.
Yolculuğumuz Göcek’in o eşsiz atmosferinde, Club Marina’da başladı. Hava tam istediğimiz gibi; ne çok sıcak ne çok serin. Bu bölümde yalnız değilim, çok özel bir konuğum var: Sevgili Özgür Kaptan. Onu önceki bölümlerden, o meşhur yemeklerinden ve derin denizci sohbetlerinden hatırlarsınız. Aslında bu sefer roller değişti, ben onun teknesine konuk oldum.
Halatları çözerken Özgür Kaptan’ın manevra yeteneğini izlemek gerçekten keyifliydi. Bilenler bilir, Club Marina’nın bazı yerleri biraz çetrefillidir, hata payı düşüktür. Ama MY6’nın o meşhur joystick teknolojisi sayesinde tekne adeta yengeç gibi yan yan giderek o dar alandan tereyağından kıl çeker gibi çıktı. Kaptan koltuğuna geçtiğinizde kendinizi bir bilgisayar oyununda gibi hissediyorsunuz, manevra kabiliyeti inanılmaz.
Seyir başladığında 14 knot hıza sabitledik. Yol boyu Özgür Kaptan ile en çok tartıştığımız konu buydu: Yelkenli mi, Power Katamaran mı? Özgür Kaptan yıllarca monohull (tek gövdeli) ve yelkenli katamaran kullanmış bir isim. Ama artık tercihini konfordan yana kullanmış.
Onun şu sözü aslında her şeyi özetliyor: "Denizci biraz bireysel olmalı; kimseye ihtiyaç duymadan, tek başına bir yerlere gidebilmeli." Power katamaranlar tam olarak bunu sağlıyor. Yelkenin o bazen yorucu olan teknik detayları (direkler, halatlar, vinçler) aradan çıkınca, geriye sadece denizin keyfi ve maksimum yaşam alanı kalıyor. 14 knot hızla giderken bile teknede o kadar az sarsıntı ve ses var ki, salonun ortasında kahvenizi yudumlayıp evinizdeymiş gibi sohbet edebiliyorsunuz.
Deniz havası acıktırır derler ya, bizim Özgür Kaptan mutfağa girince iş başka bir boyuta taşındı. Dolaptan domatesler, taze fesleğenler ve sarımsaklar çıktı. Özgür Kaptan yakın zamanda bir Sicilya seyahati yapmış ve oradaki bir şeften bu işin sırlarını kapmış.
Hazırladığı sosun adı: Pesto Trapanese. Bizim bildiğimiz yeşil pestodan farkı, içinde dolmalık fıstık yerine Datça bademi ve bolca taze domates olması. Sosu hazırlarken anlattığı o "Sicilya’nın balkonlarındaki kafa figürleri" efsanesi ise yemeğe ayrı bir lezzet kattı. Aşk, ihanet ve saksı niyetine kullanılan kafalar... Hikayeyi videoda detaylıca dinleyebilirsiniz ama özetle; o sosun ekşi mayalı ekmekle buluştuğu an, denizin ortasındaki en büyük lüksümüz oldu.
Marmaris’e doğru süzülürken rotamızı Çiftlik Koyu’na çevirdik. Yaklaşık 2-2,5 saatte, yarım metrelik dalgalara rağmen sarsılmadan koya vardık. Çiftlik Koyu’nun o berrak suyunu görünce kendimi tutamadım tabii; kış göbeğini sergileyerek buz gibi suya bıraktım kendimi! Nefesim kesilse de o ilk dalışın verdiği enerji paha biçilemez.
Akşam olunca sahil kenarında masamıza oturduk, yanımıza atom biberler ve taze mezeler geldi. Tabii sohbet yine derinleşti. Sizlerden gelen en popüler soruya da burada açıklık getirdik: "Arda Kaptan nerede?" Dostlar, Arda ile yıllarca yan yana, omuz omuza çok güzel işler yaptık. Ama iki erkek, küçücük bir teknede yıllarca dip dibe yaşamak, her şeyi paylaşmak bir noktadan sonra insanı yorabiliyor. Hayat bizi farklı yollara çıkardı ama dostluğumuz her zaman baki.
Sohbetin bir yerinde YouTube yayıncılığına ve "herkesin Youtube'tan çok para kazandığımızı sandığı" o algıya da değindik. Dışarıdan bakınca her şey çok toz pembe; sponsorluklar, tekneler, geziler... Ama işin mutfağı öyle değil. 50 bin kişinin izlediği bir videonun getirdiği gelirle teknenin mazotunu bile tam dolduramıyorsunuz bazen. Biz bu işi gerçekten sevdiğimiz ve bir denizcilik kültürü oluşturmak istediğimiz için yapıyoruz.
Koylardaki fahiş fiyatlardan, elektrik-su ikmal sorunlarından ve artık denizciliğin nasıl lüksten öte bir "hayatta kalma" çabasına dönüştüğünden bahsettik. Özellikle okyanus geçişleri üzerine konuştuk. Küçük tekneyle okyanus geçmek büyük bir cesaret işi, evet; ama Özgür Kaptan’ın da dediği gibi, bir yerden sonra insan konforunu ve güvenliğini daha çok önemsiyor.
Seyrimiz Marmaris Netsel Marina’da, teknenin karaya alınma süreciyle son buldu. Power katamaranın o devasa gövdesinin vinçle sudan çıkışını izlemek teknik olarak oldukça etkileyiciydi. İki gün boyunca hem hızın hem lezzetin hem de gerçek denizci dostluğunun tadına vardık.
Eğer siz de bu deneyime ortak olmak, o enfes sosun tarifini kaptanından dinlemek ve power katamaranın teknolojik detaylarını yakından görmek isterseniz, videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz.
Deniziniz sakin, rüzgarınız kolayına olsun!
Sailing Kalamari - Murat Aras
Videoyu İzlemek İçin Kanalımızı Ziyaret Edin:
https://www.youtube.com/watch?v=2bCwmoPEV8U
Denize gönül vermiş her kaptanın bildiği bir gerçek vardır: Yelken bir eğitimle başlar ama ömür boyu süren bir pratikle devam eder. Eğitim sırasında her şey çok taze, her düğüm çok kolay ve her yanaşma manevrası hocanın gözetiminde çok güvenlidir. Ancak araya biraz zaman girdiğinde veya kendi teknenizin dümene tek başınıza geçtiğinizde, o "basit" görünen detaylar bir anda zihninizde bulanıklaşabilir.
Bu hafta hazırladığım videoda, yelken eğitimi almış ama pratik konusunda kendini test etmek isteyen iki değerli dostumla bir araya geldim. Göcek’in muhteşem doğasında, güneşli bir günde hem bir "hatırlatma testi" yaptık hem de denizde yaşamın inceliklerini konuştuk.
Videomuzda da göreceğiniz üzere, tekneden ayrılmadan önce yapılan hazırlık, seyrin kalitesini belirleyen en önemli unsurdur. Nuray ve Murat kaptanlarla iskeleden ayrılma hazırlıkları yaparken, motor kontrollerinden eldivenlerin takılmasına, platformun kilitlenmesinden rüzgar kontrolüne kadar her adımı tek tek gözden geçirdik.
Denizcilikte "neta" kavramı hayati önem taşır. Tekne üzerinde hiçbir halatın rastgele bırakılmaması, her şeyin yerli yerinde olması sadece bir düzen meselesi değil, aynı zamanda bir emniyet kuralıdır. Özellikle yelken yaparken teknenin yatması durumunda, dışarıda sarkan bir halatın denize girmesi ve bir yerlere takılması büyük riskler oluşturabilir.
Göcek gibi popüler duraklarda artık yeni nesil tonoz sistemleri kullanılıyor. Videomuzda bu tonozlara nasıl emniyetli bir şekilde bağlanılacağını uygulamalı olarak gösterdik. Tonoz bağlarken yapılan en büyük hata, halatı baştan sona geçirmeye çalışarak vakit kaybetmektir. Bunun yerine, halatın kısa tarafını hızlıca koç boynuzuna "volto" edip, ardından gerekli ayarı yapmak çok daha pratiktir.
Manevra sırasında dümendeki kaptanın sakin kalması ve motoru "küçük hareketlerle" kullanması gerekir. Tornistan verirken teknenin gereğinden fazla yol almasını engellemek için gaz koluyla oynamak yerine, ihtiyaca göre dinamik ama kısa dokunuşlar yapmak en doğrusudur. Unutmayın, tekne bir araba gibi hemen durmaz; suyun direncini ve pervanenin etkisini hissetmek gerekir.
Eğitimden sonra en çabuk unutulan şeylerin başında düğümler gelir. Özellikle denizciliğin en güçlü ve en çok kullanılan bağı olan Izbarço bağı, bir süre yapılmadığında karıştırılabilir. Nuray Kaptan'ın da videoda yaşadığı gibi, zihin unutsa da elin hatırlaması için sürekli tekrar şarttır.
Burada herkese tavsiyem; evinizde televizyon izlerken bile elinize bir parça halat alıp bu bağları çalışmanızdır. İş, kas hafızasına girdiğinde, en fırtınalı ve gergin anlarda bile düşünmeden doğru bağı atabilirsiniz.
Sohbetimiz sırasında Nuray ve Murat kaptanların hikayesi beni gerçekten etkiledi. Onlar karadaki evlerini ve arabalarını bırakıp, tam zamanlı olarak teknede yaşamaya karar vermiş bir çift. Türkiye'deki marina maliyetlerinin ve ekonomik koşulların zorlayıcılığına rağmen, denizin sunduğu özgürlükten vazgeçmiyorlar.
Denizcilik dünyasını keşfetmek, sadece bir yerden bir yere gitmek değil; aynı zamanda kendinizi, doğayı ve sınırlarınızı tanımaktır. Eğer siz de bu büyülü dünyanın bir parçası olmak istiyorsanız; denizcilik dünyasını, yelkenli tekne deneyimi yaşamak, masmavi koylarda bol bol yüzmek, dinlenmek, eğlenmek ve öğrenmek için Sailing Kalamari turlarına katılabilirsiniz. Bizimle yapacağınız seyirlerde sadece yelken açmayı değil, aynı zamanda denizde bir ekip olmanın ve huzuru bulmanın yollarını da keşfedeceksiniz.
Denizde her şey tıkır tıkır işleyebilir ama ekip arasındaki iletişim zayıfsa risk her zaman vardır. Kaptan ve mürettebat arasındaki komutların net, yüksek sesli ve onaylı olması gerekir. Bir komut verildiğinde "Anlaşıldı" (Roger that) veya "Tamamdır" gibi geri bildirimler almak, dümendeki kişinin arkada neler olup bittiğinden emin olmasını sağlar.
Deniz sizi bekliyor. Hazırlığınızı tam yapın, eğitimlerinizi güncel tutun ve rüzgarınız her zaman kolayınıza olsun!
Bu keyifli eğitimi ve Göcek'in eşsiz manzarasındaki manevraları detaylıca izlemek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz:
https://youtu.be/M71ptD7rQp0?si=1pbDEahwBfm-Bd6n
Ege'nin o kendine has rüzgarı yüzümüze çarparken, yelkenleri bazen fora edip bazen motor seyriyle yol aldığımız, her limanda ayrı bir hikaye biriktirdiğimiz bir yolculuğun notlarını buraya bırakıyorum. Bugün sizi, kitle turizminden uzak, ruhu olan iki adaya; Halki ve Nisyros’a götürmek istiyorum. Yelkenli teknede yaşamın o sade ama derin huzurunu, yanardağın kükürt kokulu krateriyle birleştirdiğimiz bu rotada neler yaşadık, gelin birlikte bakalım.
Yolculuğumuz rüzgarı tam kafadan aldığımız, biraz zorlu ama bir o kadar da keyifli bir seyirle başladı. Batıdan gelen rüzgar yelken açmamıza pek izin vermese de, denizin o sonsuz maviliği içinde yaklaşık 5-6 knot hızla ilerlerken acelemiz olmadığını biliyorduk. Teknedeki en büyük lüksümüz de bu aslında; zamandan bağımsızlaşmak. Sevgi her zamanki gibi mutfakta mucizeler yaratırken, tencereden yükselen mercimek çorbasının kokusu denizin tuzuyla karışıyordu. Ama asıl sürpriz, oltamıza takılan o devasa balıktı. Akşam soframızın baş tacı olacağı belli olan o balığı aldığımızda, Halki’nin silueti de ufukta belirmeye başlamıştı.
Halki, ilk bakışta sizi pastel renkli evleriyle selamlayan, huzurun başkenti sayılabilecek küçücük bir ada. Nüfusu topu topu 400 kişi civarında. Burada zamanın nasıl aktığını anlamak mümkün değil. "Pazar nerede?" diye sorduğumuzda aldığımız cevap aslında adanın özetini sunuyor: "Burada öyle büyük pazarlar, alışveriş çılgınlıkları yok." Ekonomi; birkaç balıkçı restoranı, küçük marketler ve adanın o eşsiz sessizliğini koruyan turizm üzerine kurulu.
Halki’de akşam demek, taze tutulmuş balığın ızgara dumanıyla birleşmesi demek. Biz de akşamımızı o meşhur evlerin arasındaki daracık sokaklarda yürüyerek ve sonrasında taze balığımızın tadını çıkararak geçirdik. Halki o kadar küçük ki, en yüksek tepesine tırmanmak bile sadece birkaç dakikanızı alıyor. Ama o tepeden aşağıya, rengarenk evlere ve teknelerin ışıklarının vurduğu limana bakmak paha biçilemez.
Eğer siz de bu masalsı atmosferi yerinde solumak isterseniz, tam da burada bir parantez açmak isterim. Denizcilik dünyasını keşfetmek, yelkenli tekne deneyimi yaşamak, masmavi koylarda bol bol yüzmek, dinlenmek, eğlenmek ve öğrenmek için Sailing Kalamari turlarına katılabilir, bizim yaşadığımız bu heyecanı kendi hikayenize dahil edebilirsiniz.
Halki’den ayrılıp rotamızı kuzeye, Nisyros’a çevirdiğimizde rüzgar bu sefer bizden yanaydı. Genovamızı açıp sessizce dalgaların üzerinde süzülürken bir sonraki durağımızın bizi ne kadar şaşırtacağından habersizdik. Nisyros, diğer Yunan adalarından farklı bir ruha sahip. Limana yanaştığımızda bizi karşılayan o samimi esnaf havası ve "Mandraki"nin labirent gibi sokakları hemen içine çekti bizi.
Bu sokakların neden bu kadar karmaşık ve dar yapıldığını biliyor musunuz? Tamamen rüzgarı kesmek ve şehri o sert Ege fırtınalarından korumak için. Doğrusal bir yol bulamazsınız, rüzgar şehrin içine giremeden o dar sokaklarda gücünü kaybeder. Nisyros’ta bizi bekleyen en büyük macera ise Stefanos Krateri’ydi.
Bir yanardağın içine girmek, daha doğrusu sönmüş bir kraterin tabanına inmek her gün yaşayabileceğiniz bir deneyim değil. Kraterin girişindeki o tabela sizi hemen uyarıyor: "Aşağı inmek kendi sorumluluğunuzdadır, sülfür gazı riski vardır." Aşağıya doğru indikçe o meşhur çürük yumurta kokusu (sülfür) yoğunlaşmaya başladı. Her yer sarı, her yer toz toprak ve yer yer toprağın altından çıkan o "pıs pıs" sesleri... Adeta başka bir gezegendeymişsiniz hissi veriyor.
Güneşin kavurduğu krater tabanında yürürken, Sevgi’nin "Yanardağ dediğin uzaktan seyredilir, içine girilmez ki!" diye söylenmesi hepimizi güldürdü. Evet, belki biraz yorulduk, belki sıcaktan ve kokudan biraz bunaldık ama o devasa çukurun ortasında durup doğanın gücünü hissetmek kesinlikle buna değdi.
Nisyros gezimizi, adanın en büyük araç kiralama ofisi olan Manos K.'ya teşekkür ederek ve koca adayı karış karış gezip bitirerek sonlandırdık. Tekneye döndüğümüzde ayak uzatmalı o meşhur banklarda dinlenirken, Yunan adalarındaki liman maliyetlerinin de ne kadar makul olduğunu bir kez daha fark ettik (yaklaşık 12-23 Euro bandında). Suyumuzu ve elektriğimizi tazeledik, akülerimizi doldurduk.
Şimdi teknedeyiz, güneş batmak üzere ve bir sonraki durağımızın neresi olacağını biz bile henüz netleştirmiş değiliz. Yelkenli hayatının en güzel tarafı da bu; rüzgar nereye fısıldarsa oraya gitmek.
Halki’nin sükunetinden Nisyros’un volkanik heyecanına uzanan bu yolculuğun her anını izlemek isterseniz, videoyu aşağıya bırakıyorum. Bir sonraki mavilikte görüşmek üzere!
https://www.youtube.com/watch?v=p3AQJWrqRJY
Deniz tutkunları için Akdeniz ve Ege’nin birleştiği o büyülü sular, her zaman keşfedilecek yeni bir hikaye barındırır. Bu hafta biz de rotamızı mavinin en güzel tonlarına, Marmaris’ten Göcek’in saklı cenneti Bedri Rahmi Koyu’na çevirdik. Altımızda güçlü ve konforlu bir Power Katamaran, arkamızda rüzgar, rotamızda ise hem gurme lezzetler hem de denizcileri yakından ilgilendiren yepyeni deneyimler vardı.
Eğer siz de yakında Göcek koylarına yelken açmayı planlıyorsanız; teknede ne pişireceğinizden, Göcek’teki yeni dijital dönüşüme kadar bilmeniz gereken her şeyi bu yazıda derledik!
Seyrimizin ilk adımı, Marmaris Netsel Marina’dan avara olmadan önce mutfak alışverişini tamamlamaktı. Teknede deniz esintisine karşı yenecek yemeğin sıradan olmasını istemedik. Soluğu hemen Marmaris Balık Pazarı’nda aldık.
Tezgahlarda gözümüze çarpan ilk şeyler taptaze Karavida (deniz kereviti), Baby kalamarlar ve muazzam bir Istakoz oldu. Denizci mutfağının şanındandır; taze malzeme bulduğunuzda kaçırmayacaksınız! Alışverişimizi tamamlayıp katamaranımıza döndük ve motorları çalıştırdık.
Power Katamaranların en büyük avantajlarından biri, geniş ve konforlu mutfak alanlarıdır. Marmaris-Göcek seyrimiz keyifle devam ederken, biz de mutfakta kolları sıvadık.
Pazardan aldığımız taze karavida ve ıstakozları, hafif sarımsak, zeytinyağı, taze otlar ve cherry domateslerle harmanlayarak nefis bir deniz ürünü sosu hazırladık. Al dente pişirdiğimiz makarnayla birleşen bu gurme lezzet, akşam güneşi batarken teknemizin güvertesinde adeta bir gastronomi şölenine dönüştü. "Teknede sadece pratik yemekler yenir" algısını bu karavidalı makarna ile tamamen yıktık diyebiliriz!
Karnımızı doyurduktan sonra, Göcek’in en ikonik ve tarihi noktalarından biri olan Bedri Rahmi Koyu’na ulaştık. Ancak bu sefer bizi her zamanki alargada kalma veya kayaya koltuk alma rutininden farklı bir süreç bekliyordu: Göcek’te yeni başlayan dijital tonoz sistemi.
Bilmeyenler için özetleyelim: Göcek koylarının doğasını korumak ve kontrolsüz demirlemeyi engellemek amacıyla artık akıllı tonoz sistemine geçildi. Biz de bu seyahatimizde sistemi ilk kez deneyimlemek istedik ve mobil uygulama üzerinden tonoz rezervasyonumuzu gerçekleştirdik.
Sistem teoride harika görünse de, her yeni başlangıçta olduğu gibi bazı "çocukluk hastalıkları" ve uygulamada aksaklıklar mevcut. İlk deneyimimizde yaşadığımız bazı sorunlar ve bunları nasıl aştığımıza dair tüyolar:
Uygulama İçi Senkronizasyon Sorunu: Uygulamadan rezervasyon yapmak 22.05.2026 itibariyle biraz sıkıntılı. Sistem sürekli güncellendiği için kullanıcı için akıcı olmayabiliyor.
Çözüm: Sisteme internet tarayıcısı üzerinden girerseniz daha akıcı bir deneyim yaşıyorsunuz. Posta kodunuzu, fatura adresinizi tam girmeniz ve Türkçe karakterler kullanmak şu aşamada önemli. Umarız rezervasyonu durduran bu engeller biran evvel kaldırılır.
Marmaris'ten başlayıp Göcek'te noktalanan bu seyir, bize konforlu bir katamaran yolculuğunun, gurme lezzetlerin ve dijitalleşen denizcilik dünyasının harika bir harmanını sundu. Yeni tonoz sistemi eksiklerine rağmen koyların korunması adına gelecekte çok faydalı olacak bir adım. Sisteme önyargıyla yaklaşmak yerine, kuralları bilerek ve hazırlıklı giderek keyifli bir tatil geçirebilirsiniz.
Bu yolculuğun tüm detaylarını, karavidalı makarnanın gizli tarifini ve tonoz sisteminde yaşadığımız anlık krizleri canlı canlı izlemek isterseniz, YouTube kanalımızdaki yeni videomuzu kaçırmayın!
https://www.youtube.com/watch?v=Ut1UyS2k2eo
Rüzgarınız kolayına, pruvanız neta olsun! 🌊